Kürdistan’ın Türkiye’ce tanınması, bu tanıma karşılığında, federasyonlu veya değil, bir yumuşak geçişle PKK’nın tasfiye/yok edilmesinden geçer mi?
.
.
.
.
Geçer!..
.
.
.
.
.
.
[DEVAM ETMEYECEK!]
.
.
.
.
BU BLOG, TÜM UYARILARA RAĞMEN ŞEHİT EDİLECEĞİNİ BİLE BİLE KERBALA'YA GİDEN HZ. HÜSEYİN (RA) MİSALİ "EĞER ŞİMDİ HAKKI SAVUNMAZSAK, ARTIK KIYAMETE KADAR KİMSE DOĞRULUK İÇİN SAVAŞMAZ" NİYETİYLE MÜCADELE EDEN VE YOLA, KAYBETMEYİ DE GÖZE ALARAK YALNIZCA BU ÜLKENİN KAYBEDENLERİNİN KAZANMASI İÇİN ÇIKAN, BİR DEĞERSİZLEŞTİRME OPERASYONUYLA TASFİYE EDİLMEYE ÇALIŞILAN SN. ERKAN MUMCU'YA SADECE "BİR HAKKIN TESLİMİ" İÇİN ADANMIŞTIR.... NEYLERSİN Kİ "SÖYLESEK TESİRİ YOK, SUSSAK GÖNÜL RAZI DEĞİL."
.
.
.
.
Geçer!..
.
.
Gönderen İtaatsiz 4 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
28 Şubat'ın meşhur "bir kısım medya"sının önemli bir kısmı sayılan Sabah-ATV grubu "yandaş medya" yapılmak üzere hangara çekildi. Kasım başı itibariyle satılmayı bekliyor. Ondan önce de bir hükümetin asla alamayacağı bir risk alınarak "bir kısım medya"nın başka bir kısmı olan Cem Uzan'ın medyasına, ilk önce bankaları olmak üzere tüm mal varlığına el konulmuştu. Bu mal varlığı kimlere, hangi şartlarda satıldı bilemeyiz ama Cem Uzan medyasını kimlerin üleştiği malum.
Diğeri ise alenen yapılan ama içeriğine dair açıklamada bulunulmayan bir görüşmedir.
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
.
.
.
.
:):
.
.
.
.
.
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
.
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
.

Gönderen İtaatsiz 1 yorum
.


Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Gazeteci John Swinton, 1880'lerde New York Times'ta yazmaktadır. Gazete bir Musevi yatırımcı tarafından satın alındıktan sonra düzenlenen toplantıda, davetli gazeteciler basının onuruna kadeh kaldırmak üzere kürsüye onu çağırırlar. Swinton elindeki kadehiyle kürsüye çıkar.
Gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de… Öyleyse şimdi burada "bağımsız, özgür basının" (!) "şerefine" (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler, sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. Bizler entelektüel fahişeleriz."*
Konuyla hiçbir ilgisi yok elbette ama TMSF, seçimlerden önce el koyduğu SABAH-ATV Grubu'nun ihale alt limit bedelini 1.1 milyar dolar olarak belirledi. İhale 7 Kasım'da gerçekleştirilecek. En çok parayı veren düdüğü çalacak. Böylelikle "etiğimiz" de yeni sahipleriyle yepyeni mecralara akacak... Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Esirgensin ya da esirgenmesin çocuklar her daim çoğalmalıdır elbette. Zira onlarla birlikte çoğalan en azından çocuksuluktur, saflıktır, hüzünlü ya da değil gülümsemedir. Lakin çoğalan yalnızca çocuklar değil, çocuklarla birlikte yaftalarına her gün yenileri eklenen çeşitliliktir.
Bir de kayıtlara, bir ilk ve bir büyük utanç olarak "Berivan'ın ölümü ol sebeptir" diye tek satır düşülen, "komşusu tok iken" kendisi en derin uykusuna yatan Manisalı aç çocuklar,[OKUMA PARÇALARI]: [1], [2], [3]. Az biraz uzun ama...
.
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
.

% 47’si milli iradeye hepten sahip çıkan muhafazakâr demokrat, % 20’si kazanımlara oldukça hassas ulusalcı cumhuriyetçi, % 14’ü “vatanına milletine Sakarya’sına” herkesten düşkün milliyetçi, % 5’i milli ve manevi değerlere zinhar saygılı merkez sağcı, % 5’i ekstrem uçtan emekçi newrozcu, % 2’si adil düzenden milli görüşçü, kalanı sağdan soldan, alttan üstten, yandan uçtan % 7 değerinde diğercisi…
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Birbirini besleyen nefretlerle, yok saymalarla, küçük görmelerle, azınlık tahakkümü çoğunluk ekabiriyle, def ol gitle, ya sev ya terk etle, kendinden olanın kusurunu, olmayanın erdemini görmemekle, demokrasiyi -şimdilik- işine geldiği için kutsamakla, cumhuru kendi kalabalıkların sanmakla, hukuku, iradeyi, adaleti, izanı, insafı, anlayışı, saygıyı, toleransı, empatiyi, centilmenliği ve benzeri kavramları kendinde, kendi cephesinde, safında, iktidarında, partisinde, yandaşında, patronunda, medyasında, sütununda, aidiyetinde ve mensubiyetinde aramadan, sormadan, sorgulamadan, sorgulayamadan, bu sorgulamayı yapacak bir duygu kırıntısı dahi devşirmeden, devşirme gereği ve ihtiyacı duymadan bunu hep karşıda, karşının lugatinde aramak nasıl bir yanılgıdır ki, onu hep karşı taraftan beklemekle oradan oraya savrulan ülkede yaşıyoruz.
Haritalar üzerinde bölünmek ve bölünmemek üzerine varlık, yokluk mücadelesi yaparken, bırakınız kalben, ruhen ayrılmayı aslında atomlarına değin ayrılmış, "millet olma vasfını neredeyse yitirmiş" kalabalıklar halinde safımızda olmayandan kurtulmak, onu yok etmek, dalgayı bastırmak, pasifize etmek, oyun dışı bırakmak ve onu uçuruma yuvarlamak isterken uçuruma hep birlikte yuvarlanıyoruz.
Emin Çölaşan, Bekir Çoşkun, (şimdilerde buradaki isimlere giydiren yazılar yazsa da zaman zaman lümpen ve hamşo edebiyatıyla) Engin Ardıç, Yılmaz Özdil, Cüneyt Arcayürek, İlhan Selçuk, Tuncay Özkan ve türevlerinin yazı, üslup, tavır ve anlayışlarından kategorik olarak pek farkı olmayan (yok haksızlık yapmayalım bu, daha ağır ve hakaret kastını bile aşan üslubuyla (!) onlardan bir hayli farklı olan) mefkureden uzak kere uzak bu yazının "mefkure" ağırlıklı bir gazetede yayınlanabiliyor olmasını nasıl izah edebiliriz? Hem de yazının akademik dil (!) sosuna bulandırılmasına rağmen...
Bir de Büyük Yunus'un günümüzün değil ama bir teğet geçişle gönlümüzün ve gündemimizin çok çok uzağında kalan bir deyişini: Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 4 yorum
Gönderen İtaatsiz 4 yorum

Diyelim ki aynı cimriliği (!) Jerussalem’e de yaptı. Hatta orayı bozkır değil, çöl yaptı. Ama gel gör ki, Jerussalem ve (Sina Çölü'nün de komşusu olan) ilgili diyar çöl olmaklığı bırakıp bir İrem oldu. Acaba Jerussalem ahalisinin çöle çıkarak ettiği "halden uzak sözde kalmış yağmur duası"yla mı?

İşte tam da zurnanın artık susmadığı yer burasıdır. Hani siyasetin varlığını sağlıklı sürdürmesi için oturduğu bir zemin gerekiyor ya, o zemin de “ilkeler, yaslanılan değerler, açıklık, dürüstlük, istikamet…” gibi soyut kavramlarla izah ediliyor ya, artık o zemin soyuttan somuta doğru gerçekten dönmüş durumdadır. Siyasetçinin de, makam ve mevkii sahibinin de yöneticinin de ve yönetilenin de zemini gerçek anlamda yavaş yavaş kaymakta, kaybolmaktadır.
İşte başkentin yerel iktidar ve riyaset sahibi kişisinin kesintiyi iki günden üç güne, patlama oldu beş güne çıkarmak suretiyle içinde bulunduğu -esasen başkentlinin de bu halden münezzeh olmadığı- durum. Şuan bir çaresizlik içinde ve görünürde buna yönelik köklü bir çözüm yok.Gönderen İtaatsiz 2 yorum


Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Aksiyon dergisinin son sayında Sn Erkan Mumcu'yla yapılan röportaj:
Grup kurmam büyük bir hata idi. Anavatan Partisi’ne genel başkan olmak için acele etmemeliydim. Hazine yardımı alma durumuna rağmen. Bir de hislerimle değil aklım konuşmalıydım. Mizacım aklımdan çok kalbimi kulağıma ya da dilime getiriyor. Aslında bunun bir nimet olduğunu düşünüyorum. Ama bal da çok muhteşem bir nimettir. Fakat yanında kuru ekmek olmadan olmaz. Yani kendime dair aslında beklenenden çok daha ileri bir özeleştiri yapıyorum." Gönderen İtaatsiz 1 yorum

Gönderen İtaatsiz 1 yorum
“Denge” siyasi yapının içini boşaltmaya, boşalttığı yerleri de -fizik boşluk kabul etmez ilkesi gereği- yenisiyle doldurmaya devam ediyor. AKP % 47 ile bu yeni yapının artık demirbaşı oldu. Geriye kalan % 53 ise bütün muhalefet tarafından hiçbir kilide anahtar olmayacak biçimde paylaşılmış durumda.
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Son 3- 4 ayda Sn Erkan Mumcu için menfi yönde söylenilmedik bir şey herhalde kalmamıştır. Aylardır kendisi hakkında duyduğumuz tek şey tekmili birden: İddia, itham, iftira… Oyuna gelmekten derin güçlerin adamı olmaya, korkaklıktan kaçaklığa, koltuk hırsına yenilmekten ihanete kadar akla ve ağza ne gelirse söylendi. Ancak bunların içinde en şedidi “Bir Truva atı olarak merkez sağı çökertme karşılığında 150 milyon $ (bu miktar raviye göre + - değişmekle birlikte) aldı” iddiasıdır.Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Sn Erkan Mumcu'nun "Hodri meydan! Yüzüme bakmaya yüzü olanlarla konuşmuk, hesaplaşmak istiyorum." çağrısına müstefi genel başkan Mehmet Ağar basına yandığı biçimiyle "Şimdi susma zamanı... Otur oturduğun yerde, beni konuşturma... Saçma sapan şeyler yapmasaydın bu noktaya gelmezdik. Benim sırtımdan gündeme gelmek ayıp, otur oturduğun yerde. Otur da bırak biz de oturalım. Beni konuşturmasın... Kimin kiminle görüştüğünü ben biliyorum da kimsenin istikbali ile uğraşmak istemiyorum. Saçma sapan işler yapmasaydı bu noktaya niye gelinirdi?..." şeklinde cevap vermiş.Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Seçim sonuçlarının onu siyasal, sosyal, ekonomik vb. yönden etkileyen bir takım faktörlerin dikkate alınmadan ve derinlemesine veya yüzeysel bir şekilde tahlil etme gereği duyulmadan daha ilk günden (hata geceden) kaba bir propaganda aracı, silahı olarak kullanıldığı görüldü. Gönderen İtaatsiz 1 yorum
DP’nin 1950’de % 52 ile gelmesi, 1954’te ise oy oranını rekor düzeyde artırarak % 57 ile tekrar iktidar olması sonrasında yaşadığı kudret şaşkınlığı, % 34’ten % 47’ye sıçratılan mevcut yapıyı umarız bu şaşkınlığa, şişkinliğe (hazımsızlık) itmez. Çünkü iktidar şehveti başka hiçbir şeye benzemez. Muhalifler gözünüzde sinek hükmündedir. Ancak buna rağmen muktedirin midesini tahammül edilemez şekilde bulandırır. Herkes secde etsin istenir. Secde etmese bile kendisine karşı ıslah ve islam olsun.Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 2 yorum
.
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
4-5 gündür (seçim sonuçlarının belli olduğu günden Sn. Mumcu'nun açıklamasına değin geçen süre içinde) adeta kulağı kirişte bu açıklama bekleniyordu. Mehmet Ağar’ın “özür beyanı”ndan sonra bu beklenti daha da arttı. Görece başarısız bir süreç sonunda muhtemel iktidar ortaklığının, meclis grubun, milletvekilliğinin, bulunulan mevkiin kaybedilmesi ya da kaybedilecek olması riski değildi bu. “Güven duygusunun” bir an olsun yitirilme endişesiydi. Konjonktüre teslim olma kaygısı... Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Dedik ya % 46,6 herkesi psikolojik olarak teslim aldı. Bunların en başında gelen de DP'nin müstefi Genel Başkanı Mehmet Ağar. Gazetelere yansıyan şekliyle milletten özür dilediğini beyan etmiş. Özür gerekçesi olarak da cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde meclise girmemelerini göstermiş: "Salona girmeyerek büyük bir hata yaptık. O gün salona girmeliydik. Siyasî bir konuyu demokrasi meselesi yaptılar."Gönderen İtaatsiz 2 yorum

Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Turhan Çömez'in 20.07.07 tarihli konuşmasını Kanaltürk TV'de yapmış olması şartlı kimi zihinler için ciddi bir önyargı oluştursa da bizce önemli değil. "Yandaş" ya da "bir kısım" medya kendisine bu konulara ilişkin yer açtı da kendisi konuşmadı mı acaba?Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Adı üzerinde bu, “sandık”. “Milli irade yeniden tahkim olacak” sandık. “Demokrasi yükselecek, halkın dediği olacak” sandık. “27 Nisan’ın rövanşı alınacak” sandık. Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Bu iddia, medyada kendine yer bulamasa ve dolayısıyla kamuoyunda ses getiremese de bir şekilde dile getirildi. Nitekim biz de bu iddiaya “(22 Temmuz’da) Millet iradesi sandığa yansıyacakmış” başlıklı yazımızda bir cümleyle de olsa değinmiştik. Bu iddiayı tekrar dile getiriyor ve dahi bunda ısrar ediyoruz:
ah edilebilir ki?
SK’nın da çok iyi bildiği, bilmesi gerektiği üzere Annan Planı ve sonrası yaşanan süreçte KRK’nin Kıbrıs’ın tamamı adına AB’ye tam üye olarak alınması ve Türkiye’nin “garantör devlet” hakkını kullanmaması, böylelikle KKTC’nin kaybedilerek oradaki Türk askerinin işgalci konuma düşürülmesi ve KRK’nın Türkiye tarafından resmen tanınma durumuna düşürülmesi daha az önemde bir gelişme midir?
ülkede banka sahibi olurken, Yunanistan’ın Ziraat Bankası’na Atina’da şube açmasına bile izin vermemesi ve tüm stratejik kuruluşların “babalar gibi” yabancılara satılması kim için ne anlam ifade etmekte ve yine kim için hangi önemi içermektedir?
Zaten Sn Erkan Mumcu da farklı yerlerde, farklı gündemleri olan konuşmalarında “milletimiz, kendisi adına bile olsa neye muhalefet edildiğini anlamak istemiyor; muhalefetin, iktidarca yapılan iyi ya da kötü her şeye salt karşı çıkmak olduğu zannıyla muhalefete tepki gösteriyor; millet, vergileriyle oluşan gelirin nereye gittiğini de herhalde merak etmiyor” mealinde şeyler söyleyerek işin esasını özetlemişti.

la ama güle oynaya, istikrar, milli irade ve demokrasi cilasıyla (türbülansa) uçuruma, yok olmaya ve artık son 5 yıldır açıkça söylenmekte, tartışılmakta beis görülmeyen bölünmeye doğru yuvarlanıyor. Ne yazık ki, Türkiye yarışın, yok oluşun sonuna gelmiş; son düzlüğe yani son 10 yıllık sürecine girmiştir. Bunun muhtemelen 5 yılı da aziz halkımızın % 46,6 oranında “durmak yok, yola devam” diyerek her şeye rağmen onay verdiği AKP ile devam edecektir.Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 3 yorum

DYP ile Anavatan’ın birleşme, bütünleşme (buna zamanlama, üslup ve kişi noktasında Susurluk şaibelisi Mehmet Ağar’a kesin bir itirazımız olmakla birlikte) veya seçim ittifakı kurma çalışmalarının akamete uğraması ve taraflardan birinin seçime girmemesiyle diğerinin de bu süreçten ağır yara alarak baraj altında kalma riskini [bu süreçte taraflardan "kim kime kazık attı, kim fedakarlık yaptı, kim taviz verdi, vermedi..." konusu ayrı bir tartışmanın gündemidir] hala taşıyor olmasındaki “hikmet” acaba bu “denge”nin eseri midir? 
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
l Başkanımız Erkan Mumcu, ''Bu seçim bir şey değiştirmeyecek. Yabancı sermayeyle Türkiye'nin pazar olarak satın alınması tamamlanmadan AKP iktidarını kimse indiremez'' dedi. Genel Başkanımız Erkan Mumcu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 23 Temmuz'da yapılacak seçimin ''Türkiye'nin demokrasinin önünü açacak, dengeleri değiştirecek bir seçim olamayacağını'' belirtti. 
na (yani sarmal şeklinde artan iç ve dış borç faizine, EMB) gitmesine itiraz edeceğe benzemiyor. Çünkü insanların bir kısmına Müslüman olmak bir kısmına da laik olmak yetiyor. Bu denge, ancak satacak bir şey kalmadığında bozulur. Ama, artık bu bir yıkım ve yeniden inşa (bu ifadelere lütfen dikkat, yıkım veya yeniden inşa, EMB) olacaktır. Böyle olmasın diye bir mücadele verdik. Ama bunun böyle olmasından yarar elde edenler galip geldiler. Bu seçim bir şey değiştirmeyecek. Bu 120 milyar dolarlık yabancı sermayeyle Türkiye'nin pazar olarak satın alınması tamamlanmadan AKP iktidarını kimse indiremez.Gönderen İtaatsiz 5 yorum
.
Mağduriyet oyununu bihakkın (!) oynayan mağrurlar yandaş medya ve sair güçler eliyle sürekli “mağduriyet, demokrasi, halkın iradesi, cumhur, milletin kararı” gibi bütün nabızları yükselten bir şerbeti ve esasen pamuk şekerine sarılmış külçeyi servis ediyorlar. Buna çoktan teşne olan kimi zihinler de bu şekeri çiğneme zahmetinde bulunmadan yutuyor. Zaten pamuk şekerini verenler de çiğnensin istemiyor. Çiğnense pamuk şekerine sarılı demir külçe yutturulduğu anlaşılacak.

Irak’ın işgaline ortak olmak için tezkere çıkarılırken, halkın ezici çoğunluğu Irak’ın işgaline karşıyken (% 90-95 oranında) milli irade yok muydu? O zaman niye milli iradeye uymadınız? Teskere, size rağmen reddedilince ("önümüzdeki ay memur maaşları nasıl ödeyeceğimizi bilmiyorum" diyecek kadar bir korkuyla adeta) sıtmaya tutulmuş gibiydiniz. O gün milletin iradesine dayanmak aklınıza gelmedi mi?Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Gönderen İtaatsiz 2 yorum
.
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
ANAP eski liderinin (Mesut yılmaz'ın) terör örgütü PKK'ın sözde lideri Öcalan’dan daha az sevildiğini ima eden Erkan Mumcu, şöyle konuştu: “Kendisini başkalarıyla eşleştirerek kurtarabileceğini zannediyorsa yanılıyor. Kendisi hakkında Türk milleti kararını vermiş. Çok fazla soru sormak söz söylemek istemiyorum ama bu ülkede kamuoyu araştırmaları yapılıyor. Bakın bakalım bu kamuoyu araştırmalarında en sevilmeyen kim? Abdullah Öcalan mı, yoksa bir başkası mı?” - Gazeteler - Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Burada tamamen kişisel bir yorum ve tercih yapmak gerekirse: ANAVATAN’ın (profesyonel bir ajansa yaptırıldığı belli olan ve hakikaten de yeşil renkli yeni kurumsalıyla çok klas duran kimliğiyle) tarihe gömülmesine gönlümüz asla razı gelmez. Keşke yola böyle devam edilse. Ancak bu olacaksa bile Mehmet Ağarsız olmalı.
iyente olmaya her zaman ve mekânda evet ama “Susurluk şaibelisi” Mehmet Ağar’la hayır. Sn Erkan Mumcu bu konuda ne düşündü, ne düşünür ve şimdiden sonra ne düşünecek bilemiyoruz (saygı duyar, takdir ederiz) ancak kendilerinin de çok iyi bildiği bir hususta bir hatırlatma babında şunları söyleyebiliriz:Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum

Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 1 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 0 yorum
Gönderen İtaatsiz 2 yorum
Nedenler çok ama şöylece bir ikisini sıralayalım:Gönderen İtaatsiz 1 yorum