150 milyon $ “bir Truva atı” olarak merkez sağı göçertmenin (!) bedeliyse, yüzbinlerce dolara ‘rezerve’ edilen aday listeleri neyin bedeli?

.
Son 3- 4 ayda Sn Erkan Mumcu için menfi yönde söylenilmedik bir şey herhalde kalmamıştır. Aylardır kendisi hakkında duyduğumuz tek şey tekmili birden: İddia, itham, iftira… Oyuna gelmekten derin güçlerin adamı olmaya, korkaklıktan kaçaklığa, koltuk hırsına yenilmekten ihanete kadar akla ve ağza ne gelirse söylendi. Ancak bunların içinde en şedidi “Bir Truva atı olarak merkez sağı çökertme karşılığında 150 milyon $ (bu miktar raviye göre + - değişmekle birlikte) aldı” iddiasıdır.
.
Diyelim ki, Sn Erkan Mumcu’nun kendi siyasi geleceğine, kariyerine son noktayı koymak pahasına, kendisi için biçtiği değer (150 milyon $) budur.
.
Peki, 22 Mayıs 2007 tarihli grup konuşmasında yaptığı ve bizce Türk siyasi tarihinin en önemli manifestolarından* biri olan “Daha ne olmalı bu memlekette?” başlıklı konuşmasında yüreğinden gelen bir sesle, dinleyenlerin değil, duyanların yüreklerini yakan bir sesle bahsettiği, aşevi çöplüğünden marul toplarken ölen o -cennetlik marul çocuklarının- şahsında “bu ülke”nin çocuklarının hakkını arayan, soran ve kimse kimseyi dinlemezken; herkes kör, sağır ve dilsiz bir şekilde olup biteni yalnızca seyrederken haykıran bu "onurlu adam" o beş çocuğun ve o beş çocuğun şahsında Anadolu’nun kavruk, sümüklü ve tozlu, sarı tüylü ama umutlu çocuklarının umudunu, hukukunu, geleceğini kaç milyon dolara “satmış” (!) olabilir ki?
.
Biz yalnızca şunu bilir, daha doğrusu hisseder ve -yanında mıydınız, ne biliyorsunuz diyenlere- şunu söyleriz:
.
Bırakınız öncesini, sonrasını, hatayı, sevabı, yapılanı, yapılmayanı, olanı, biteni, dezenformasyonu, manipülasyonu... Sn Erkan Mumcu’nun 22 Mayıs tarihli grup konuşması dipdiri bir namusun, dipdiri bir onurun ve hücrelerine değin “bu ülke”ye adanmışlığın karanlıkları delen işaret fişeğidir. Biz, bu onurlu duruşta, bu namuslu duruşta herhalde yanılmıyoruz, yanıldığımızı ve yanılacağımızı zannetmiyoruz.
.
Velev ki -bunda da- yanılıyorsak, yanılacaksak da -ki zannımız bu yönde değil- Necip Fazıl’dan mülhem, biz değil, doğuran ana utansın.
.

.
Ancak Şakir Süter’in Akşam gazetesindeki 8 Haziran '07 tarihli köşesinde “Liste satışı” başlığıyla yayınlanan yazısı -burada liste satışı yaptığı iddia edilen kişi/kişilerin eyleminden söz konusu partinin genel başkanının haberinin, rızasının ve itirazının olup olmadığını bilmiyoruz- o dönemde yaşanan istifa ve istifalarla gelen çözülme de hayli dikkate değerdir.
.
Aynı yazarın konuyla ilgili ve 2 Ağustos '07 tarihli bir başka yazısı
.
.
ve elbette, Hadi Özışık'ın 1 Ağustos '07 tarihli, "Öyleyse Ağar konuşmalı" başlıklı yazısı da...
.
.
.
*"DAHA NE OLMALI BU MEMLEKETTE?" BAŞLIKLI GRUP KONUŞMASININ İLGİLİ BÖLÜMÜ:
.
“…Bir gece yarısı bildirisi oluyor kıyamet kopuyor. Günlerce yazılıyor, çiziliyor. Bütün toplum bunu tartışıyoruz. Boş verilecek bir mesele değil. Önemsiz değersiz bir meselede değil. Ama bu ülkede asıl bildiriler hayatın içinden geliyor. Taş gibi manifestolar hayatın içinden geliyor. Biz sağır gibi, bir kör, bir dilsiz gibi olup biteni seyrediyoruz. Geçen hafta Kayseri’de Nizip’ten Kayseri’ye göçmüş bir ailenin beş çocuğu hayatını yitirdi. Beş yaşında, altı yaşında, yedi yaşında, sekiz yaşında, dokuz yaşında çocuklar, çocuklar derken biraz canlandırın lütfen isimlerini bir anda söylemek istiyorum. Belki aranızda birilerinizin çocuklarıyla aynı isimleri taşıyorlardır. Birinin adı Turgay 8 yaşında, diğerinin adı Muharrem 6 yaşında, diğerinin adı Veysel 7 yaşında, Serengül 5 yaşında, Didem 9 yaşında, Ali 6 yaşında. Pazardan arta kalıp çöp kamyonu alsın diye bir kenara birikmiş, kokuşmak üzere olan sebzeler arasından yenilebilecek bir şeyler ayıklamak için orada bulunan beş çocuğun hayatı ehliyetsiz bir sürücünün onlara çarpması sonucu sona erdi. Beş tane çocuk. Bildiri mi istiyorsunuz? Ne istiyorsunuz? Uyanmak için ne istiyorsunuz? Daha ne olmalı bu memlekette?
.
.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Mumcu, muhtıradan önceden haberi olup olmadığını,

Fetullah hocanın kendisini meclise girmesi için arayıp aramadığını, aradıysa "tamam gireceğiz, hocam" deyip demediğini,

Emekli paşalardan veya başka yerlerden girmemesi konusunda ikna edilmeye çalışılıp çalışılmadığını,

Ve yine Gülen hocanın Anavatan - DYP birleşmesine engel olup olmadığını,

Hükümete ve cumhurbaşkanı adayına tamamen karşı olmakla birlikte muhtıraya niçin tepki göstermediğini, artık açıklamalıdır.

Herkese saygılarımla

Şule H. Güler - İzmir

Adsız dedi ki...

Pardon, bir de bu birleşmenin olmamamsı için asıl çalışanlar ve başarılı olanlar kimdi?

Demirel'in etkisi nedir mesela

Şule