Çölaşan neden "kovuldu", peki "Hacivat Karagöz neden öldürüldü"?

.

.
Emin Çölaşan niye kovuldu, bilmeyiz.

Kim, kimi (22 yıl boyunca) iddia edildiği gibi "maşa, tetikçi, yaftacı, iftiracı, baskı ve denge unsuru olarak kullandı" da, şimdi yeni dengeler gereği bu dengeyi boşa çıkardı, bilmeyiz.

Kimler, söz konusu yazar ahlaki ve mesleki olarak iyi veya kötüdür ayrı mevzuu, bu "maşa"nın özellikle son dönemde işine gelmeyen/yaramayan tavır ve yazılarından rahatsızlık (esasen nefret) duyma refleksinin etkisiyle "al gülüm ver gülüm demokrasisi" gereği "kovulmuş" olmasına; kovan kişiyi, kovulduğu kurumu onun ardındaki gücü, niyeti maksadı, hedefi de unutarak zil takıp tef çalmaktadır, onu da bilemeyiz.

Yahu, binyıl kadim 28 Şubat'ın meşhur "bir kısım medya"sı ile 28 Şubat'ın sözde mağdurlarının yolları (en azından bu "kovulma" olayında da tekrar kere görüldüğü üzere) ne zaman kesişti de birbirlerini "tasdik" ve "takdir" eder oldular, onu hiç bilmeyiz. 15 gündür şehrine su veremeyen muarızın buna rağmen bu kovulmadan "bayrakları yarıya indirecek kadar" niçin keyiflenebildiğini de?

Herhalde 28 Şubat'a nazire olsun için "7.4 yetmedi mi" diyen maksadını aşkın ve şaşkın başörtüsü eylemcilerine -afedersiniz- "budaklı odun"u layık gören o devrin ve bir önceki devrin kudretli kalemi, zamane muktedirliğini icra eden zevatın en azından geleneksel tabanlarına yapılmış olan bu "budaklı odun" ikramına rağmen, hiçbir şey olmamış gibi bir anda başlayan bu, aradan su sızmaz kankası olmaklığını ne zaman terketmiştir? Kudretli patronun, bu kudretli kalemi amiral gemisinden indirmekliği ile bu kankalığın azalarak bitişi arasında zamansal izdüşüm vaki midir? Yoksa bindiği ikinci gemiye devletlülerce el konularak -cem uzanmayanlarınkinde olduğu gibi- yağma hasan böreği yapılacak olmasından sonra mıdır? İnanın onu da bilmeyiz, biz?

Biz...

Biz, tef çalarız, zil takarız, kına çalarız, bazen de kına yakarız.
Çamur atarız, çamur satarız, çamurda yatarız.
Bir kısım medya diye önce yafta yaparız.
Sonra bir kısımla hısım olur, yandaş medya kurarız.
Tezgahımıza yandaş olmayanlara yafta çakarız.
Düşman da yaparız, azgın azınlık da sayarız.
Muhalifliğin rantıma, yağmaya diyemem de zinhar;
Seni demokrasiye düşman, karşıya hedef yaparız.
Demokrasi, bizim hakkımızı koruyorsa bakarız.
Millet ve iradesi tezgahıma torna oluyorsa sayarız.
Çanakçı, ihaleci, şantajcı medya diye ayar tutarız.
Limanı, sekayı, kanalı, kalanı alır;
Özelleştirme diye bakmaz hemen yutarız.
Kimin eli cebimde, benim elim cebinde bilir, tutarız.
Kim güçlüyse bakmaz alkışla dümen kırarız;
Güç bizde artık istersek ona bile kafa tutarız.
İstediğimizi nasıl olsa alır, istemediğimizi derhal atarız.
Secde eder yatarız, bize de eden var mı döner ona bakarız
"Mağrur"u "mağdur" yapar, araya harf katarız.
Değil fabrika, arsa, liman, beytül mal; fikiri, namusu, haysiyeti satarız...
.
Mevzuu daha da uzatacak değiliz.
.
"Emin Çölaşan neden kovuldu?" sorusunun cevabı ve aslında "bu ülke"de neler oluyor sorusunun cevabı, filmi de yapılmış olan "Hacivat Karagöz neden öldürüldü?" sorusunun cevabındadır.
.
Siyaset, bürokrasi, iktidar, iktidara ortak olan ve etki eden güçler, imtiyazlılar, muktedirin ve dolayısıyla iktidarın ortağı kadın, diplomasi, siyasi komplo, iç çekişme, kitle psikolojisi, halk (halka), siyaset- cemiyet-cemaat ilişkisi, medya (mizah), aydın, gibi daha bir çok unsur bundan 700 yıl öncesini bir biçimde anlatan filmde konu edinmiş. O kadar ki bugünden hiçbir farkı yoktur. Özellikle son 4 ayımızın...
.
Bu filmi izleme imkanınız var ise mutlaka izleyiniz, yok ise de bir şekilde imkan oluşturunuz. Emin olunuz ki izleyince "Emin Çölaşan neden kovuldu?" sorusunun cevabından çok daha fazlasını bulacaksınız...
.
Ha bir de menşei, mesnedi ne olursa olsun bizce yalnızca "fikir namusu" ve "aydın sorumluluğu" ile yazan nadir ve (belki) -bizce- tek kalem olan Umur Talu'nun da [ki o da kovulursa emin olunuz binlerce kez örneklendiği üzere ona da "e, dilini tutsaydın sen de, alemin enayisi sen misin, sana mı düştü bunlar be adam, denilecektir" -tıpkı bize denildiği ve yine arkadaşlarımız tarafından, işten usulca el çektirilen arkadaşlarımıza söylendiği gibi-] bu konuyla ilgili son üç yazısı mutlaka filmin üzerine okunmalıdır ki (elbette tüm yazıları) cila olsun.
.
Yazıları okumak için:
.
.
.
Elbette, birileri buradan kendince bir sonuca ulaşarak "ne alakası var, Çölaşanı'ın kovulmasıyla muktedirin, şunun bunun, öyle olsaydı Özdil'i almazlardı" diyebilir; bunu da kuvvetli delil diye sunabilir.
.
Olabilir. Bu konuda daha fazla kelam da etmeyiz. Esasen konumuz da bunlar değil zaten. Bu yazı, bir Emin Çölaşan savunması değildir. Başlıktan hareketle Emin Çölaşan ile Hacivat, Karagöz karşılaştırması hiç değildir. Çünkü bu yazının ne öznesi ne de nesnesi Çölaşan ve Özdil'dir. Zaten, Emin Çölaşan da "her türlü ranta" çomak sokan fikir namusu, aydın sorumluluğu yüzünden kovulmuş; Özdil de aynı gerekçe ile transfer edilmiş değilir.
.
Ha, başta Emin Çölaşan olmak üzere "hakkı teslim edilecek adam" varsa da ederiz, bundan da gocunmayız. Engin Ardıç gibi halka her gün hakaret edip (ki bizce bunun bir mahzuru yok, yazı ve üslubunu müteakipleri bilir) daha bir kaç ay önce üslubunu övdüğü Özdil, kendi üslubuna yakın bir tonda vatandaşa "bidon kafa" dedi diye, kendince ayar yazısı yazıp aynı "halkın dalkavukluğunu" da yapmayız. Ardıç'ın daha önce kendilerine defalarca giydirdiği yazıları unutup bunu haber sitemizde manşet (alıntı haber) yapmayız, bu bidon yazısı üzerine derin tahlilli köşe yazıları yazmayız, sinekten yağ çıkaran (!) bu yazıları "Engin Ardıç, Yılmaz Özdil'e güzel geçirmiş" 'subjeckt'iyle sağa sola e-posta olarak atmayız.
.
Nitekim birilerinin, zamane demokratlığı (!) yapma gayreti gereği militer güçlere giydirmesinin dayanılmaz hafifliği ile başka birilerinin muktedirden gelen baskıya, tahakküme karşı koyma ve muhaliflik gayretiyle başka tahakkümleri es geçerek yalnızca muktedire giydirebilmesinin dayanılmaz hafifliği arasında esasen hiçbir fark yoktur.
.
Bu yazıyı da bir hakkı teslim için -söz konusu filmde de geçen- Yunus Emre'nin şiirinden bir mısra ile bitiririz.
.
"Sen kendi'ne sanırsan ayruğa da onu san..."
.

4 yorum:

medya kuşu denizözlemi dedi ki...

Çölaşanın "takkeli liboşunun" transfer ettiği "liboş" zamandan niye ayrılmıştı var mı hatırlayan...

Yazıları ondan habersiz "mutlu yılar"a gittiği için mi...

başbakanın danışmanı albayrak gazetesinde gül'ün aleyhine gibi anlaşılacak yazı yazar, müstear isimle...

e noldu demokrasi, ulvi değerler, bağımsızlık.

türkiyenin sağıda soluda aynu teranedir, en delikanlısını (!) getir aynı şeyin suyu işte. rengi farklı o kadar.

herkes birbirinin suçunu bilir, kimse kimseyi suçlayamaz ve susar. ortalıkta böylece günlük gülistanlıktır ya o hesap.

Deniz Özlem - Ank.

Demircan dedi ki...

Özlemcim, burada yeerinde tespitler yapılmış.

Ama senin hatırlatmana ek olarak bir kıyak da ben yapayım sana.

Şimdilerde süreçle (a. gül) ilgili destekleyici (ve ulviii) yazılar yazdığı için tekrar pek bir sevilen Ahmet Taşgetiren Yeni Şafak'tan niye ayrıldı? Onu da unutmayalım...

Yazılarına müdahale edildiği veya edilmek istendiği için...

Evet Umur Talu okumaya devam.

Demircan dedi ki...

Ekleme: Yeni şafak'ta yazılarına müdahalenin sebebi iktidar aleyhine olabilecek eleştirilerdi.

Bu kadar da "demokrattır" bu adamlar... Hele şimdilerde hepten demokrattır.

Sansürcü demokratlar... :)

isimsizim dedi ki...

Fatma Sibel Yüksek'i tanıyan, bilen, gören, duyan var mı?

Yok mu?!